Aşk Fısıldayan Veda: YağHaz!

5 dakikada okuyabilirsiniz

“Bu hep böyle olacak değil mi, sen ve ben” diyordu çok sevdiğim bir dizide; başından türlü olaylar, ilişkiler geçen çift birbirine… Ve bu hep öyle oluyor gerçekten de, hikâye anlatıcısı çiftin kaderini birlikte yazıyor. Yağız ve Hazan da böyle… Kıyas için benzer veya aynı özellikler bulunması gerekir, herhangi bir kıyası gerektirecek başka bir aşk da bulunmuyor dizide bana göre… Bu ön kabul ile başlamak isterim sözlerime…

Yağız Egemen, dizinin en güzel işlenen karakteri… Yavaş yavaş, ince ince, derinden bir sevdanın içine düştü. Kabullenmek istemedi, görmezden geldi; ama en sonunda kendisine ve haliyle bizlere itiraf etti. Ne itiraf ama! Birçoğumuzun unutulmazları arasında… Bazen bir sorunun üzerinden gelebilmek için önce onu kabullenmek gerekir. Yağız da böyle yaptı; önce kabullendi, ardından kendince doğru olan bir çözüm üretti. Ece’nin deyimiyle Hazan’ı Sinan’a itti. Aslında Yağız, aşka ömür biçilebileceğini düşündüğü için yaptı bunu. Bir gün unutacağını düşünerek attı adımlarını. Fakat Ece’nin cümlesi ile, bir gün biteceğini sandığı o “acı”nın ölümsüz olduğunu anladı. Artık içinden çıkılamayacak hale gelen bu durumun üstesinden gelmenin tek bir yolu vardı; gitmek!

“Gitmek mi yitmektir, kalmak mı artık bilmiyorum / yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep”* derken şair, Yağız’ı anlatmış gibi. Aslında hiçbir yere ait olamamış, yalnız kalmış bir adam… Belki de hayatının en yalnız zamanlarının, hatırlamak istemediği anılarının olduğu yere gidiyor. Gitmek mi yitmek, kalmak mı bu yüzden bilmiyor.

Yağız’ın dilinden “vakit geldi” kelimeleri dökülüyor. Bu andan itibaren, Hazan da Yağız’a içini açmaya başlıyor. Kafasının karışık olduğunu söylemesiyle başlayan cümleler, Hazan’a Yağız’a karşı olan duygu değişimini anlatması ile devam ediyor. Önce Amerika meselesindeki değişimi, ardından Yağız’a olan nefreti… İlk bölümde, nefretle başlayan ilişkilerinin geldiği bu hâl Hazan’ı da şaşırtmış olacak ki, “Senden nefret ediyorum!” diyor. Yağız’ın buruk ifadesini gördüğünde, bu duygusunun değiştiğini anlıyor ve o anlık geçiş ile “Yani ediyordum.” diyor, hem de “Tüm kalbimle!” diye ekliyor. Yağız’ın başını kaldırıp “Tüm kalbinle, ha?” dediği an ise ikisinin de içinden bir şeyler koparıyor. Öfkesinin bile kardeşine ait olmasına üzülen Yağız için, Hazan tarafından tüm kalbiyle nefret ediliyor olmak bile mutluluk sebebi olabilir çünkü, bunu biliyor. 

Hazan tüm kalbiyle nefret ettiği adam için, ağlıyor. Ve buna sebep olarak Sinan’ı göstererek, “Dağıttı beni!” diyor. Aslında Hazan bunu her zaman yapıyor. Yağız ile aralarındaki o etkileşimi hissettiği yahut hissettirdiği tüm anlarda, konuyu aynı yere getiriyor. Ayağını burktuğunda, Yağız ile birbirlerine bakıp gülümserken de; birlikte şehla muhabbeti yaparken de araya Sinan’ı ekliyor. Bunu bilinçli olarak, Yağız’a da kendisine de içinde bulundukları “yasak” durumu hatırlatmak için yapıyor. Ama bu kez işe yaramıyor. Hazan fark etmeden Yağız’a nasıl alıştığını anlatırken, aslında Yağız’a olan hislerini paylaşıyor. Anlattıklarının “aşk” olduğunu bilmediği için farklı bir adlandırma yapıyor, ardından kendisi de söylediği şeyin “olmamışlığını” ifade eden bir yüz ifadesi takınıyor. Yağız… Bu sözler karşısında hem şaşkın hem kırgın. “Öyle oluyor değil mi ya, bir anda ne olduğunu anlamadan…” diye Hazan’ı tekrar ederken, kendisi anımsıyor mu bilmiyorum; ama bu sözler tamamen Yağız’ın aşk itirafını anımsatıyor. “Nasıl oldu, nasıl böyle bir anda oldu bilmiyorum ama…” demişti Yağız. Hazan, söylediği sözleri aşk olarak adlandırmamış olsa da, birçok konuda aynı denebilecek kadar benzer olan bu iki karakterin aşk itirafları da aynı oluyor. Sırma hanım, bize sunduğu bu detaylar ile her iki karakterin uyumunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Alt tarafı Amerika, alt tarafı bir uçak diyerek görmezden gelinmeye çalışılan mesafeler, vedanın ağır yükünü her ikisinin de omzuna yükleyiveriyor. Daha evvel birleşemeyen eller, bu defa ayrılmak istemiyor. Hazan, ardında bırakıp giderken neden bu kadar üzüldüğünü sorgularken; Yağız’a dönüp sanki “Ben sana yanlış bir yerden edilmiş “Bir büyük yemin gibiydim”* der gibi bakıyor. Yağız ise “Sen benim kara ömrüme vuran/ Suyumu harelendiren sevincimdin.”* diye ekliyor, içinde kalan tüm ukdeleri ve kırgınlığını anlatan bakışlarıyla. Bir şiir içinde rastlaşan mısralar kadar birbirini tamamlayan Yağız ve Hazan, vedanın da en şiircesini bizlere hissettiriyor.

Bölümün başında, lansmanda yaşanan otel odasının ortaya çıktığı anlara gidiyor akıl… “Gitme, düşerim” dedi Hazan. Diğer elini tutan biri varken, Yağız’a gitme dedi. Kime güveneceğinin farkına varmış olacak ki, diğer eli boş kaldığında umursamadı sanki. Daha sıkı tuttu Yağız’ın elini. Sadece o an için değildi elbet, tuttuğu o eli bıraktığında, Yağız gittiğinde gerçekten “düşeceğini” biliyordu Hazan. Bölüm sonunda ise Yağız’ın gittiğini öğrendi. Babasının durumunu haber verdiği takdirde, geri dönebileceğini bildiği halde Yağız’ın gitmesine bu kadar içerlemesinin sebebi de budur belki… İçindekileri dile dökmesine sebep olan bu veda, aşk hakkında çok şey bildiğini zanneden Hazan’a aslında yeni öğrenmeye başladığını gösterdi. Yağız gibi yaşayarak, hissederek. Şimdi Hazan için Yağız’ın geçtiği yollardan geçme vakti… Ve Yağız’ın dilinden;

“Onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
Titreme daha fazla kalbim.
Bağışla kendini artık onu da ,
Bırak gitsin.
O senin en ezel gününden kaderin
Sen onu nasılsa bin kere daha seveceksin.”

Şiir: Birhan Keskin – Gitmek mi yitmektir, Kalmak mı? 

OKUMAYI SEVİYOR MUSUNUZ?
Yazılarımızı takip etmek için

E-Bülten ile
SEVDİĞİN TÜRLERİ TAKİP ET

Bir çok basın kuruluşuna destek veren N’oluyo’nun popüler haberleri sana da gelsin istemez misin? E-posta aracılığı ile hangi türde haberler almak istersin?


Günün popüler yerli dizi haberleri

Günün popüler yabancı dizi haberleri

Günün popüler yarışma ve reality show haberleri

Farklı türlerden güne dair popüler televizyon haberleri

Farklı türlerden haftaya dair popüler televizyon haberleri
Endişelenmeyin, spam içermiyoruz.