Bölüm 1: Sen Anlat Karadeniz'in Neftah'ının aklımıza kazınan beş sahnesi!

Bölüm 1: Sen Anlat Karadeniz'in Neftah'ının aklımıza kazınan beş sahnesi!

Bölüm 1: Sen Anlat Karadeniz'in Neftah'ının aklımıza kazınan beş sahnesi!

13 06 2018 Büşra
Büşra
Büşra 13 06 2018

Sen Anlat Karadeniz son zamanların en gözde dizilerinden biri... Yayınlandığı ilk günden beri reytingleri alt üst eden dizi, gerek konusu itibariyle vermek istediği mesajla, gerekse başrol çiftinin hikayesi ile izleyicilerin büyük beğenisini topluyor. Toplumumuzun göz yumduğu en büyük sorunlardan biriyle, aslında acı gerçeklerimizle yüzleşiyoruz dizide... "Bu hikaye şiddete boyun eğmeyen bir kadının hikayesi, bu hikaye şerefsizliği görmezden gelmeyi reddeden Karadenizli bir adamın hikayesi." cümleleriyle başlıyor Nefes ve Tahir’in uzun yolculuğu... Daha yolculuğun yarısında bile değiller ama sevenleri bir hayli fazla. Sizler için NefTah çiftinin -seçmesi zor izlemesi büyük keyif olan- sahnelerini tekrar izledik ve ilk 10’u seçip yorumladık. Bölüm 1 itibari ile ilk beş sahneyi göreceksiniz, ikinci bölüm ise yakında yayında! Buyurun yazıya...

1- İlk karşılaşma!

Her çiftin aslında bizi en çok etkileyen ilk sahnesidir karşılaşma sahneleri… Ama bu defa bir başka vuruldu herkes! Nefes’in bir anda üzerinde hissettiği o yoğun bakışlara sahip bir çift göz tam karşısındaydı, göz göze geldiklerinde ikisi de bakışlarını başka yöne çevirmek durumda kaldılar. Tahir bir an düştüğü yerde "Ben ne yapıyorum?" diye düşünüp kendini toparlarken, Nefes’in o an için tek kaygısı onun üzerinde hissettiği yoğunluğu Vedat’ın da fark etmesiydi. Selamlaşırken Nefes’in yüzüne bile bakamayan Tahir’in dikkatini çeken ilk şey, Nefes’in elindeki morluklar oldu. Ve o an artık bambaşkaydı her şey… İkisi içinde içinden çıkılamaz bir an olması sanırım bizi etkileyen en büyük kısım oldu. 

İlk karşılaşmaya ek olarak bir sahne daha eklemek istiyorum. Çünkü bahsedeceğim sahne benim için ilk karşılaşma kadar özel... İstanbul’dan Trabzon’a döndüklerinde, Tahir’in arabanın bagajını açıp Nefes’i karşısında gördüğü o an… Yol boyunca düşünmeden edemediği Nefes ve kafasında bir türlü oturtamadığı Nefes’te  gördüğü morluklar. İşte şimdi bütün sorularının cevabı, karşısındaki bir çift gözde. Nefes’in korku içinde ama umut bekleyen bakışları, Tahir’in şaşkın ama bir yandan da sevinen gözleri... Hikaye asıl burada başlıyor, "Benim memleketimdesin!"

2- "Özür dilerim daha önce gelmediğim için..."

Hiçbir suçu olmadığı halde acılarınıza ortak olup, yaşadıklarınızdan dolayı -daha önceden hayatınıza dahil olup engelleyemediği için- kendini suçlayan ve bütün bunlar için sizden özür dileyen bir adam düşündünüz mü? Tahir, denizin çocuğu Tahir…

Tahir o akşam Nefes’in yaralarını gördü, yaşadığı şiddetin elindeki morluklardan çok çok daha fazla olduğuna şahit oldu. Nefes anlattı, anlattıkça yaraları daha da kanadı. İnsan bir an aklından geçirince bile tekrar aynı ateşle yanar mı? İşte anlatamadığım o an Nefes kaçmak istedi, anlamsızca koştu. İçinde olan acı yangını yine kendi söndürmek istedi çaresizce. Onu sıkı sıkı saran iki eli bedeninde hissettiğinde yıllardır hatırlamadığı o duyguyu anımsadı, yalnız değildi, bu kez yalnız değildi. Tahir çaresizce öğrendiklerinin yükü altında ezilirken sadece özür dileyebildi... Sekiz yıl yaşadığı her kötü saniye için, Nefes’i daha önce bulamadığı için, onu o lanet yerden çekip çıkaramadığı için kahroldu, iki cümle söyleyebildi sadece… ‘’Özür dilerim, özür dilerim her şey için özür dilerim Nefes. Özür dilerim daha önce gelmediğim için!’’ 

3- "Bırakmıyorum!"

Özellikle gözlerin konuştuğu bu sahnenin yeri çok başka. İlk şüphe, ilk düşüş, ilk korku, ilk inkâr ediş ve belki ilk kabulleniş… Hani bazen derler ya, dil konuşmasa bile gözler anlatır her şeyi diye. Tahir’in belki ilk teslim oluşlarından biri bu, Nefes’in ise en ummadığı imkansızlığı.  

Bu imkansızlığın içinde yanıp kavrulurken bile, umutlarını yeşerten şey inatları oldu. İnat, Deli Tahir inadı... Tek çareyi canavarına teslim olmakta bulan Nefes’i bu kez bırakmayan bir el vardı. O el, her ne olursa olsun her şeyi yola koyacağına inanan umudun eliydi. Bir Karadenizli boşuna dememiş "Karadeniz’in umudu bitince, inadı başlar!" diye. Şimdi; önce umut, sonra inat zamanı. "Bırakmıyorum. Duydun mu? Bırakmıyorum."

4- "Biz hiç birbirimizi göremeyecek miyiz?"

Hani bazen derler ya; "Biz bugünlere hiç ama hiç kolay gelmedik." diye… Bizim bu sahneye gelmemiz de hiç ama hiç kolay olmadı. Fevri söylenen sözler, bir anlık öfkeyle yakıp yıkılan Karadeniz, kırılan kalpler ve akan gözyaşları… Acıların içinde umut yeşertmek ve o umudu hep taze tutmak hiçbir zaman, hiçbir koşulda kolay olmaz. Keza bu Nefes ve Tahir içinde böyle oldu. Attıkları her adımda önce düşüp sonra kalkmak onları hiç olmadığı kadar zora sokuyordu ama beklenenin aksine bu durum onlara güç veriyordu. Bu seferki adım; onlar için yürüdükleri yolun en keskin dönemeci, aldıkları daha doğrusu almaya çalıştıkları karar ise bundan sonraki hayatlarının en büyük değişimi oldu.

Cemal Süreya söylemiş, "Bazı adamlarsa tüm geçmişi unutturur, parmak uçlarından öperdi." diye, çok güzel söylemiş. Tahir’in, deliliğinin ardına sakladığı kocaman bir kalbi var, kocaman ve aşık. Onun yüzünden kırılan parmakları, günü geldiğinde incitmeden öpebilecek kadar da güzel bir sevdası var. Bu güzelliğin arkasından gelen uzak durma kararı belki hiç yakışmadı ama iyi ki geldi! Bugüne kadar yaşadıkları her olay ve üzerlerindeki baskı Tahir’i bu kararı almaya, Nefes’i ise onaylamaya zorladı. Aslında ikisi de bu kararın birbirlerine atacakları en büyük adım olduğundan habersizdi… Anın etkisiyle Nefes sadece Tahir’e sığınıp ağlayabildi… Tahir ise mecburen aldığı bu karara yalnızca sahip çıkabildi; ‘’Biraz daha böyle kalabilir miyiz?’’ 

5-"Sevda benim sevdam ula sana ne?"

Tam anlamıyla Deli Tahir’e yakışan bir itiraf patlaması oldu bu sahne… Nefes’in de Tahir’in de sevdaları defalarca gözlerinden okunsa bile, ilk dillendirmeleri bir başka kıpırtı yarattı içimizde… Konuşamadıkları her anı susmaya adamışlardı, "Susuyoruz bu mevzuları..." diyerek ikisi de yüreklerinde büyüttükleri sevdayı haykırmamak için dillerini mühürlüyordu adeta. Ama bu defa yürek susmadı işte… Her seferinde susmak için direndikleri mevzuları, bu kez Tahir adeta bir tokat gibi çarptı Nefes’in yüzüne… Dillendirdi yüreğini, susmuyordu artık o sevda... Bildiklerini böyle duymak Nefes’i mutlu etmekten çok endişelendirdi, aslında aklındaki o endişeyi hepimiz biliyorduk. Tahir de biliyor, biliyor ki; bas bas "Sevda benim sevdam ula sağa ne?’’ diyebiliyor. "Benimle yanmana razı değilim, sen sadece iyi ol gözümün önünde ol, bu yürekle ben yanarım!" diyor.

Filtreleyelim mi?

Filtreleyelim mi?

E-bülten Kayıt