Sibel: Toplumdaki kadın rolleri üzerine evrensel bir film!

Sibel: Toplumdaki kadın rolleri üzerine evrensel bir film!

Sibel: Toplumdaki kadın rolleri üzerine evrensel bir film!

11 10 2018 Dilara Gürer
Dilara Gürer
Dilara Gürer 11 10 2018

Yönetmenliğini Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti’nin üstlendiği başrollerinde Damla Sönmez, Erkan Kolçak Köstendil, Emin Gürsoy ve Elit İşcan’ın yer aldığı Sibel filmi festival festival geziyor.  İsviçre’nin ünlü film festivali Locarno’da aldığı ödülle adını duyurmaya başlayan Sibel geçtiğimiz hafta da Altın Koza’da en iyi film ödülünü kazandı. Filmi erkenden izleme şansına erişenlerden biri olarak bu film üzerine yazıp çizmeden duramadım.

Sibel, Karadeniz’in bir köyünde geçen yerel bir hikaye olsa da ele aldığı konuyla evrenselliği yakalamayı başarmış bir film. Sibel karakteri, Karadeniz’de ıslık dilinin konuşulduğu Kuş köy’de yaşayan dilsiz bir genç kız. (Kuş Köy’de halkın kendi arasında gerçekten ıslıkla konuştuklarını eklememiz gerek.) Film boyunca Sibel sadece ıslıkla iletişim kuruyor. Bu da Sibel’in zaten başına buyruk olan mizacına daha da vahşilik katmış. Aynı şekilde ormanda tanıştığı Ali karakterinin kurt metaforunu düşünürsek benzer bir vahşilik Erkan Kolçak Köstendil’in canlandırdığı Ali karakterinde de var. Ve ikili birbirlerine bu açıdan da benziyorlar. Başka hangi açıdan benzediklerine ise yazının devamında yer vereceğim. 

Öncelikle Sibel karakterinden biraz daha bahsedecek olursak; Sibel, hem kadın hem de engelli olarak köy halkı tarafından herkesten daha çok ötekileştirilmiş birisi. Aynı zamanda toplumundaki diğer kadınlara da benzemiyor. Elinde tüfekle geziyor, avlanıyor, eve istediği saatte girip çıkabiliyor, kafasına buyruk ve inatçı. Ona bu imtiyazları muhtemelen engelli olması sağlıyor. Özetlemek gerekirse hem engelli olduğu hem de yaşadığı toplumdan beklenen kadın rollerine uyum sağlamadığı için kendisini beğenilmesi ve istenmesi mümkün olmayan birisi olarak görüyor. Bu yüzden de ‘’koruyacak’’ bir şeyi olmadığını düşünmesi köyündeki diğer kadınlara göre Sibel’i daha özgür kılıyor. En azından, hayatı ormanda kurt avlamaya çalışırken tanıştığı Ali (Erkan Kolçak Köstendil) ile bir miktar değişene kadar. Erkan Kolçak Köstendil’i Ulan İstanbul dizisinde tanıdığımdan beri bir festival filminde oynamasını bekleyen bir hayranı olarak bu film beni ayrıca memnun etti diyebilirim.

Filmin yönetmenlerinden biri olan Çağla Zencirci’nin demesine göre Ali, hakkında en az şey bildiğimiz karakter. Bunu da bilerek bu şekilde planlamışlar. Çünkü insanlar ‘’bilmedikleri’’ şeyden korkarlar ve onu etiketlemeye başlarlar. Ali de bu şekilde ötekileştirilmiş bir karakter. Ve biz ötekileştirilmiş, hatta vahşiliklerinden korkulan, kimsenin sevmeyeceğini düşündüğümüz bu iki insanın birbirlerine sığınmasını ve birbirlerini sevmelerini, güzel bulmalarını izliyoruz.  Bu yüzden Sibel ve Ali filmin içinde ayrı bir parantezi hak ediyorlar bana kalırsa. Ancak Ali, aslında Sibel’in hayatında sadece bir figüran. Bu bir kadın hikayesi ve Sibel’i dışlandığı hayatından başka bir erkek (Ali) gelip onu başka bir erkeğin (babası) baskısından kurtarmıyor. Olması gerektiği gibi Sibel kendi gücünü kendisi kazanıyor.

Özetlersek; toplumdaki kadın rolleri hatta kadınların birbirlerine karşı daha fazla acımasız olmaları üzerine etkileyici bir kadın hikayesi. Damla Sönmez’in sergilediği muhteşem performans filmin kadın hikayesi oluşunu daha da anlamlandırdı benim gözümde. Bir kadın hilayesiyle devleşen bir kadın oyuncuyu izlemek oldukça keyifliydi. Filmle beraber Damla Sönmez’in de ödül aldığını görmek şaşırtıcı olmadı.

Filtreleyelim mi?

Filtreleyelim mi?

E-bülten Kayıt